Anonim sordu: are you planning to go see 'the beatles: the lost concert' film?
yes.
“Fısıldamalısın,” dedi.
“Kadınların sana yaklaşmasını istiyorsan onlarla fısıldayarak konuş.”“Neden?” dedim.
“Çünkü kadınlar her şeyi duymak isterler.”
Torbacı Suat: Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi… O kadar mektup gönderdim, insan bi’ cevap yazar… Benim günahım ne be abi?
Hacı: Bak koçum, belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer, bizim olanlar ya da olmayanlar hepsi iz bırakır! Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor, hepsi kalır! Ama inan, yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün! Sanki herşeyi bilirlermiş gibidirler, ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilicek bi yer hep vardır ve çizecek bi yer. Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına…
tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı
senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı
bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm kutsal evren’in üzerine boşaldı.
(Kaynak: kibritevi)
geçenler de kapına kadar geldim,
aradım açmadın.
açsan ne derdim bilmiyorum.
belki sesi duymak istedim.
belki de in bi konuşalım derdim.
derdim neydi bilmiyorum.
ama bazı bazı geliyorsun aklıma.
bazı bazı hiç gitmiyorsun aklımdan.
bilmiyorum ki ne istiyorsun aklımdan?
sanırım yine gece oldu ya,
hüzünlenme vakti geldi.
yine ondan geldin herhalde aklıma.
yoksa bazen çıkıyorsun aklımdan.
yalan yok.
bazense çıkartamadığıma yanıyorum seni aklımdan.
bi de seni söndürmek için yaktığım ateşlere..
sen sön diye ne çok ateş yandı ardından.
ne çok adın kaçtı ağzımdan,
yine senin ardından.
ve ne çok gece seni anlattım kimbilir.
kim ne derse desin,
ben ne anlatırsam anlatıyım gözümü her kapattığımda,
aklıma tüm gözlere yakın seni ilk öpüşüm gelir.
gözünden,
burnundan,
dudağından..
hangisinden ne kadar öptüysem,
her gece yine bir o kadar öpesim gelir seni.
bi çok şey eskimişken niye bu kadar taze hala kokun?
niye hala burnumun ucunda?
burun demişken,
kaç defa burnuna değdi bi dudak?
benden sonra yani?
biliyor musun senden sonra kimse öpmedi kirpiklerimden.
kimse oturup uzun uzun sevmedi sen gibi kirpiklerimi.
zaten bende bakamadım ki sana baktığım gibi.
dokunduramadım ki senin dokunduğun gibi.
bazen anlatmayı istiyorum seni uzunca,
nefes almaksızın en baş’a dönüp sürekli anlatmak.
sonra susmak geliyor içimden,
delice susmak.
sonra susuyorum..
ama hiç seni içime çekmemişim gibi,
hiç yudumlamamışım gibi susuyorum.
sonra gözlerimi açıyorum beşiktaş sahil de bir bankta buluyorum kendimi.
elimde bir bira,
oturup bir kenara seni anlatıyorum kendime.
kendi kendime seni tekrar tekrar anlatıyorum.
bazen hiç bitmiyorsun.
bazense bi yudum da susuzluğumu alıp gidiyorsun.
ve ben hala ne zaman içsem,
camının altında buluyorum kendimi.
öylece odanın ışığına bakarken.
sanırım sende değişmeyen tek şey
halen daha uyuyamıyorsun sabahlara kadar.
ben camının altından senin tavanına bakarken,
biliyorum ki dibinde bilgisayarın,
hafif bir müzik fonda,
elinde bomonti biran,
öylece tavana bakıyorsun sende.
ufacık odanda duvara bakan pencerenden,
belki de sadece bilgisayarın ısındığında çıkıp bakıyorsun.
ve ben bazen ısınsa da kapansa bilgisayarın.
kapansa da o kısacık saçlarınla çıksan cama
ve görsem seni diye camının altından tavanını izliyorum.
o tüllerin arasından gözüken bembeyaz tavanını.
sonra sigaradan yanan parmak uclarımın acısıyla
hatırlıyorum kalbimi.
ne kadar yandığını.
ne kadar acıdığını.
acıttığımı.
acıttığını.
acıyı.
sonra kendime gelip biraz,
kalkıyorum oturduğum yerden.
denize inen yoldan beşiktaş’a inip bi bira alıyorum,
yine seni anlatmaya başlıyorum kendime.
konuşuyorum kendi kendime.
bazen sen kadar ufacık sürüyor.
bazense yol bitiyor.
dem sar dönüyor.
başım dönüyor.
miğdem bulanıyor.
hatta kusuyorum bile bazen.
her kustuğum da sanıyorum ki,
sen de çıkıp gideceksin içimden.
ama sonra bi bakıyorum kendi kusmuğum da yine
senden bahsediyorum kendime.
kendi kendime.
(The Last Walts - Old Boy)
Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık
Biraz yorgunum
Biraz kırgın
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim…
| -elma yiyelim mi? |
| +akıllanmadın mı? |
Seviştik.
Evet bu bir günah.
Bilirsin, Tanrı her şeyi görür.
Sanırım orada durup saatlerce bizi izledi.
Ama şuna eminim ki, ikimizden biri olmayı her şeyden çok isterdi.
(Kaynak: yasinberber, sinestezya gönderdi)